30 Ara 2011

Latest Cuma postası

Herkeste bir telaş...Sanki bugün bitince uzuuuuun bir tatile gidiyormuşuz hissi,kafada yapılacak yemekler,son dekorasyon fikirleri,son alışveriş eksiklerinin planlanması.

Kimse bu cuma iş yerinde kimseden performans beklemesin.İşte daha önce de söyledim kimse demesin ki "amaaaaan yılbaşını iplemiyorum" hepimizde hem cumanın verdiği rehavet,hemde yarının büyük gün olduğuna dair gizli bir inanç var.

Mesela ben kesinlikle kafamı toparlayıp işe konsantre değilim.Aklımda My Town da birikmiş paralarımla şehrime yeni yeni binalar eklemek,Smurf village'imde Şirine'ye bir ev yapmak ve Fashion City dükkanıma yeni güzel kıyafet siparişleri vermekten başka bir düşüncem yok.
Haa bir de çok zamandır Lazanya yapmadığım için güzel olacak mı diye bir endişem var.Yani aklım kesinlikle ofisin içinde gezinmiyor bu sabah.Mesela ojelerim çıkmış hemen gidip onları halledesim var.Yarın bi föne gidermiyim acaba,elma salatası yapıcaktım ama hıyar almayı unuttum bu akşam almalıyım,bir de yılbaşı pastası için taa yokuşun altındaki pastanede inip sonra ya taksi bulamazsam ikilemi var kafamda.
Böyle karışık bir cuma hali.
Hepinize yeniden mutlu yıllar diliyorum 2011 in son cuma postası olsun bu.Seneye görüşürüz nihohahahahah(iğrençleşmeden bye!!!)....

29 Ara 2011

Hamburger

Hergün önünden geçerken üzüldüğüm bir konuya değineceğim bugün.

Türk girişimci zihniyetin açmış olduğu hamburgercilerden söz ediyorum.
Burger House ,Hand Made Burgers vs isimleri her ne ise.
Ben bu tip dükkanların dolu olduğunu hiç görmedim.Şahane dekorasyon ve masalardaki "paradan kısmadık dayadık size Heinz sosları" şeklindeki sunumları bile içeri müşteri çekmeye yetmiyor.
İlk önceleri kesin bi gidip yerim ben burda derken bakıyorum in cin top oynuyor.
E insan da haliyle tırsıyor.Şimdi kimbilir et kaç günlüktür,acaba patatesleri kızartacak fritözün fişi takılı mıdır,ekmeği bayat mıdır?diye düşünüyorum çünkü insan girmiyor içeri.Siyah önlüklü garsonlar hababam kapının önünde sigara molasında.Üzücü!


Mesela bu resim ilk ve tektir
.Kesin açılış günü bedava dağıttılar ki o kadar insan var içerde.
Normalde imkansız bir olay.

(Bir de bu konudan ayrı tuttuğum insan düdükleme merkezi olan Dükkan burger var ki o başka bir yazı konusu olsun,sinirlerim bozulmasın şimdi.)(aaa ama orada yer yooook falan demeyin bana sakın!!!)

Ben Hamburger çok severim ve bugüne kadar yediğim en şahane hamburgerleri GBK da yedim.

O kadar şahane lezzetli,binbir çeşit,istediğini ekle-çıkart,soslar desen enfes,ortam kalabalık,sıcak,şenlikli.
Yani diyeceğim şu ki biri bi deliğe bi taş atıyor sonra yüz Türk girişimci zihniyet de arkasında atıyor ama olmuyor.Önce bi bak,bi fizibilite yap,mesela Acıbadem'in en kuş uçmaz yerinde tutma o dükkanı,sonra da sinek avlama dimi arkadaşım?
Yazık yani.Bi burger lover olarak daha başarılı işler görmek istiyoruz Anadolu yakasında.
GBK duy sesimi aç yeni bir restoran,geçirtme bizi karşılara.Lütfen....

28 Ara 2011

Wish List For 2012

Eee wish list yapmadan olmaz.Bi can havliyle list yapim dedim çünkü kaldı 2 gün.
Hani ya yapmazsam, çok geç kalırsam Santa bana bişi getirmez diye tırstım aniden.
Hayal kurmak bedava,üstelik istemezsek kim ne bilsin de yapsın di mi ama.
"İstemek başarmanın yarısıdır","çalış seninde olur" gibi geyiklere girmeyeceğim;bilesiniz!!!
Beğensek de beğenmesekte;aman işim olmaz yılbaşıyla desek de,yine de insan sanki bi umutlanıyor.
Herşey sanki yeniden başlıyor yada başlamak için bize bir fırsat tanıyor gibi hayat!...
Herşey gönlünüzden geçtiği gibi olsun,sizi ne mutlu ediyorsa onu yaşayın,içinizi huzurla dolduran insanları alın hayatınıza,size sorun yaratanları çıkarıp atın;inanın ki en büyük lüksümüz budur.
Şikayet etmeyin;iş-güç,günlük kaoslar,gereksiz küçük-büyük tartışmalara,hırslara,
küskünlüklere gülüp geçin,sıkmayın canınızı nolur...
Sağlık olsun,iç huzuru olsun,ferahlık olsun,isteyene aşk olsun, isteyene bebek gelsin ne dilerseniz o olsun yaşamınızda.
Para,borç,kavga,sıkıntı hepsi kapının önüne konsun bu yılbaşı da.
Hatta dolapları bile boşaltın giymediğinizi verin, salın gitsin bi ihtiyacı olana; o kadar iyi geliyor ki onların birilerine yaradığını düşünmek,çıkarın verin birilerine kullanmadığınız tabak çanağınızı da.
Boşaltın,atın eskileri hayatınız gibi evinizi de ferahlatın bence.Açın pencereleri ve evdeki kasveti de salın dışardaki soğuk havaya.
Beni okuyan,okumayan tüm herkese en önce çok sağlıklı bir yıl diliyorum,eğer sağlığımız yerinde olursa herşeyin üstesinden gelebiliriz.Sizi seviyorum.Mutlu olun çok....

Şimdi de sırada wish listim:

Yazmak için ilk adımı attığım kitabımı tamamlamayı diliyorum.Ve hatta dileği abartıp kitabımı D&R daki standlarda hayal ediyorum.

Kredi almak zorunda kalmayacağım bir borç-alacak dengesi kurmayı hayal ediyorum.Bunun olabilmesi için alışveriş hastalığından kurtulmayı ümit ediyorum.

Kocamla 15 yılı aşan birlikteliğimizde etmediğimiz kavganın beş katını ettiğimiz şu 2.5 yılı unutmak ve bir daha asla onunla kavga etmek zorunda kalmak istemiyorum.Biraz daha sorumluluk sahibi olup, hızlı olmasını,aksiyon alabilme ve zamanında bir şeyi yapabilme kabiliyetinin ona  bir çip şeklinde yüklenmesini diliyorum.

Güzel bir ev istiyorum,yıllardır aklımda olan dekorasyon fikirlerimi(modası geçmeden) artık hayata geçirmek ve bir türlü açamadığım çeyizlerimi açıp tadını çıkararak,sağlıkla kullanmak istiyorum.

Bu yıl bana 12 senelik satış hayatımı zehir eden ve heba eden insanın hayatının bir şekilde zehir olmasını diliyorum.

Daha çok seyahat edebilmeyi diliyorum.Ve mümkünse hep yurtdışı takılmak istiyorum.

Tüm ailemin ve beni gerçekten seven, arkamdan atıp tutmayan tüm sevdiğim insanların çok sağlıklı olmasını diliyorum.

Anannemin en az ayda bir kez rüyama girmesini istiyorum.Onu çok özlüyorum,en azından rüyamda görebilmeyi diliyorum.

İkinci kez anne olmak isteyip istemediğimi bilemiyorum.Sanırım önce evlilik hayatımı yoluna koyabilmeyi diliyorum.

Rejime başlayıp bozmamayı ve bi on kg daha vermeyi istiyorum.

Bu yaz kızımla beraber Disneyland'e ve Londra'ya Emre'nin yanına gidebilmeyi istiyorum.

Daha çok cranberry cheese yemek istiyorum.

En azından bazı geceler  kızımı bırakıp dışarı çıkmak için vicdanımın rahatlamasını diliyorum.

Bizim kızlarla daha çok aktivite yapabilmeyi,her eve geç gitme seansından sonra annemle kavga etmemeyi diliyorum.

Huzur,sağlık,bol para ve şahane bir hayat diliyorum kısaca.Santa,tanrı,ilgili kişiler duyun sesimi....

23 Ara 2011

Kendim için seçtiklerim...

Ögrendim ki...
Karsısındakini kırmamak ve inanclarını savunmak arasında cizginin nereden gectigini bulmak zor.


Ögrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
Insanı insan yapmaya yetmez.



Ögrendim ki...
Iki insan ayni seye bakıp
Tamamen farklı seyler görebilir.



Ögrendim ki...
Düştügün anda seni tekmeleyecegini dusunduklerinden bazıları Kaldırmak için elini uzatır.



Ögrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.



Ögrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz de
Bazıları hiç karşılık vermiyor.


Ögrendim ki...
'Bittim' dedigin andan itibaren Pilinin bitmesine daha cok var.


Ögrendim ki...
Insanlarin basina ne geldigi degil O durumda ne yaptiklari onemli.



Ögrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaslar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.



Ögrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.



Bu yazı az önce bana mail olarak geldi.Ve içinden bazılarını bana uyanları seçtim.En çok da en sonuncuyu sevdim ve sizin için yazdım...

Have a nice weekend!Bu havada nasıl olacaksa....

Quick bi frıday saçmalığı...

Yıllardır her sabah 6 da kalkmak ve hiç sabah mahmurluğu yaşama lüksüm olmaması ne kötü.Ben yapamıyorum diye sanırım sabah bir türlü uyanamayan,ayılamayan,mıy mıy,suratsız,lanet olanlara da sinir olurum;ki bütün ailem bu türden insanlarla dolu.Ne şanssızlık!!!
Sabah kalkıp zınk diye ayılmak ve günün getireceklerine hazır olmak aslında çok güzel.Hele haftasonu erken kalkmak bence şahane.Ne kadar erken başlarsam o kadar uzun olur mantığıyla hep bir gün önceden yapılmış planlarla haftasonuna hazırlanmayı seviyorum.
Mesela ne kadar paçoz olursam olayım cuma akşamı tüm kızsal olaylarımı(kıl,tüy,kaş,oje,saç vs.) halledip cts ye full girmek gibi bi takıntım var.
Bir programın olsa da olmasa da.Tüm hafta işte giydiğimiz insanlık dışı kıyafetlerden sonra haftasonu insanın kadın olası geliyor.İnsan gibi bişiler giymek,düzgün olmak istiyor.
Şimdi ben bu konuya nerden geldim bilmiyorum.Bazen böyle oluyor.Yazmak için aklımda bir fikir varken bambaşka şeyler yazıyorum ve o fikrimi unutuyorum.Ahanda tam şu an öyle oldu.Daha fazla uzatmadan bu saçmalığa bir son verdim.Valla sorry...Ne diyeceğimi hatırlayınca yazarım.Hadi çabuk,hızlı,nice bi cuma olsun...

22 Ara 2011

Ahahaaayyyt!!!

D&R 'dan online kitap almaya; yorumu çok olan kitapları incelemeye bayılıyorum.

Ipad 'den Naz'a şahane oyunlar,puzzlelar,boyamalar indirmeye bayılıyorum.

Ipad 'in herşeyine bayılıyorum aslında.

Hayvan gibi yemek yemediğimde ve 2 lt suyu bitirip 3.cüye geçtiğimde kendime bayılıyorum.

Saçlarımı düzleştiriciyle düzelttiğimde sanki hergün kuaföre gidiyormuş gibiyim ama gitmeyip vakitten kazanmaya ve güzel olmaya bayılıyorum.

Tüm faturaları, kartları ödediğimde ajandamdaki "tik" lere bayılıyorum.

Oxxo dan alışveriş yapınca verdikleri minik gerçek çam ağacına bayılıyorum.

Bath and bodyworks te nereye bakacağımı, neyi koklayacağımı şaşırmaya ve şahane yılbaşı hediye paketleri yapmalarına bayılıyorum.

Yılbaşında Hande'nin de bizle olmasına bayılıyorum.

Akşam eve varabildiğimde zili çalınca Naz'ın "anneeeem geldiii yaşasııın" çığlığına bayılıyorum.Üç kat merdiveni adeta ışınlanarak çıkıyorum.

Sabah erken saatte  haftasonu arabama atlayıp tek başına alışverişe gitmeye bayılıyorum.

Caddebostan Migrosta ve Macro'da alışveriş yapmaya bayılıyorum.Ama en çok Migros Sanal Markete hayatımı kolaylaştırdığı için çoook bayılıyorum.

Pazar günleri akşamüstü Dayımlara gitmeye ve makara kukara yapmamıza bayılıyorum.

Kızımla öğlen uykusu uyumaya bayılıyorum.

Starbucks'ta white mocca içmeye,Nero'da kova ile çay içmeye ve saatlerce oturabilmeye bayılıyorum.

Seda'nın hayatımıza kattığı heyecanları hergün bbmden öğrenmeye bayılıyorum.

Blackberrynin herşeyine olmasa da BBM e bayılıyorum.Ve itiraf ediyorum BBM bağımlısıyım.

Bir şişe tılsımı tek başıma içip kafamın güzel olmasına bayılıyorum.O kafayla kendi kendime gülme krizine girmeye bayılıyorum.

Galiba kendime de bayılıyorum.

Bayılıyorum diye diye sizi baydığımı bilmeye bayılıyorum.Ahhahahahaayyyyyt....

Nerdesin Santa?

İnanasım var hep Noel babaya.Keşke harbiden bacadan girip hediyeler getirse.Keşke camdan dışarı baksak ve kar yağmış olsa.Dört geyikli şahane bir arabadan Jingle bells çalsa.
Kocaman gerçek çam ağacımı merdivene çıkıp süslesem.Abuk subuk hediye paketleri yerine,kocaman kocaman kutularda dursa tüm hediyeler o ağacın altında.Şömine yansa.Hiç tv açılmasa.Şahane müzikler çalsa.Şahane bir sofra kursam.Gerçekten sevdiklerim olsa yanımda;mecburen seviyormuş gibi yaptıklarım değil.Bana sorun çıkarmayanlar,bana hayat ızdırabı olmayanlar,içimi huzurla kaplayanlar.Ananem olsa mesela en baş köşeye otursa.Ya da en azından bilsem ki benimle manevi olarak orada.Yanımda...Bir işaret verse...
Her zaman kendimi daha yakın hissettim bu christmas olaylarına ve onların adetlerine.
İşte şimdi de böyle bir yılbaşı hayal ettim.Ama biliyorum ki; evde oturup dev televizyonumuzda mal mal sanatçıların binbir tane yeniyıl salaklıklarını izleyip,piyango çekilişini bekleyip,lazanya yiyip,Naz için alacağım şahane pastayı kesip,saat 23:00 de uykumuz gelecek.Zar zor 12 yi bekleyip salakça öpüşüp hediyeleri vereceğiz.Hoş bu yıl hediye bile almadım kimseye.Sadece küçük birer bilet.Ve ertesi gün sanki mucizeler gerçekleşmeye başlayacakmış gibi bir umut yeni bir yıla başlayacağız.Allah sağlık versin,bugünümüzü aratmasın ne diyelim....

Bu bir yeni yıl talepleri yazısı değildi.Klasik olarak böyle bir liste ileriki günlerde yayında olacaktır.Bilginize...

21 Ara 2011

Bir kitap okudum

Bir kitap okudum."Sevginin son kanıtı".Bir aşk romanı değil.Gerçek bir hikaye Meral Tüzün yazmış.Hasta olan kızını anlatıyor ve çaresi olmayan bu hastalığa bir anne olarak nasıl çareler aradığını.
Kitabı okurken çekilen ızdırabı anlamanız çok kolay oluyor.İçiniz daralıyor tabii ama empati yeteneğimizi de geliştirdiğini düşünüyorum bu tip şeylerin.
Malum hepimizideki eksiklik bu.Empati...
Kendi moralimi bozmak için değildi okuma isteğim.
Birinden duydum; merak ettim.Tıpla ilgili herşeyi merak ettiğim gibi.
Kitabı anlatmayacağım,herkesin tarzı olan bişi değil bu tip bi kitap belki.Asıl anlatmak istediğim bunu okurken aklıma düşen bir düşüncem.Belkide bu düşüncemle ilgili yorum yaparsınız diye paylaşma isteği...
Şöyle;
kitaptaki gerçek hayat,gerçek anne ve yaşadıkları o kadar zor ki.Kaldi ki bunu anlatmaya "zor" kelimesini kullanmak ayıp.O kadar büyük bir kelime lazım ki o acıları,çekilen çileyi anlatmaya ama o kelime ne bilemiyorum,bulamıyorum.
Bu ızdırabı hissetirebildiği için bana bunun üzerine çok düşündüm.Neden? Neden böyle bir ceza verişmişti bu anneye? Evet hasta olan kızıydı ama annenin çektiği belki onun ızdırabından milyonlarca kez büyüktü.O belki ölüp huzura kavuşacak ama anne ölene dek hergün yeniden yaşayacağı bu ızdırabı neden çekiyordu?Allah neden ona bu cezayı verdi?
O kadın ne yaptı ki bunu haketti? İşte bu noktada aklıma şu geldi;hani derler ya ruh ölmez biz ölünce ,bedenimiz çürür gider ama ruhu bir başkasına geçer.(şimdi burada saçmlaladığımı düşünmeyin sadece fikrimi paylaşıyorum manyak diilim yani)
Demek ki dedim;bu kadıncağızın ruhu her kimden ona geldi ise daha önceki hayatlarında kim bilir ne kadar büyük bir kötülüğe imza atmıştı ki Allah o ruhun böyle bir ceza çekmesini uygun gördü.Çünkü çok büyük bir haksızlıktı bu insanın yaşadığı acı.Bir sebebi olmalıydı,ama neydi? Bu geldi aklıma.Olabilirmi acaba? Başımıza gelen şeyler hep bizim yaptığımız şeylerin yanısmasıdır demiyor muyuz? "Ne ekersen onu biçersin" demiyor muyuz?Bu okuduğum hayat hikayesinde bu anne bunları hak edecek kadar büyük bir şey yapmış olamaz.Bence kesinlikle ona verilen ruh eskiden bir cani falan olmalıydı...

Resim...


Elinde kocaman bir resim...Bana uzattı...

"Büyük anane çok uzaklara gitmiş" dedi;biraz hasta olmuş da...

"Sen sakın çok uzaklara gitme" dedi;sakın sende hasta olma...

Küçücük aklıyla,melek saflığıyla...

"Gitmem" dedim;"sen merak etme"...Uyudu kıvrılıp koynumda,bebek kokusuyla....

17 Ara 2011

Zırva

SElamssssssss,ilk kez ipadimden sizlere seslenmekten çok mutluyum...nihohahaaaaaaa!karnım çok ac ve derini ikna edip pislik bisiler yemek için sizlere veda ediyorum...hace a nice weekend!

16 Ara 2011

keltoş

Kızım tüm kel kafalılara tek bir isim verildiğini sanıyor.Her gördüğüne keltoş diyor.Geçen gün eve geldik beraber merdiveni çıkarken arkamızdan bir ses geldi takır tukur falan diye ve bir kapı açıldı.Benim merakli da "aaa anne noldu öle?" diye arkasına döndü ama ben dönmedim.Sonrada söyle dedi:"amaaan keltoşmuş..."ve yürümeye devam etti.Buna koptum tabi ben de döndüm ve alt kattaki öküz komşumuz olduğunu farkettim.Gülmekten merdiveni çıkamadık.Adam duydu mu bilmiyorum ama şahane bi hareketti...

Kızıma böyle mikropluklar yaptığı zaman çok gülerek belki de ileride benim gibi manyak bir kadın olmasını sağlıyorum ama ben böyle şeylerle çok eğleniyorum.

15 Ara 2011

Takarım,taktım ,takıcam...

Sabah evden çıktığımda zifiri karanlık oluyor(zifiri böle mi yazılır ya da her neyse çok karanlık yani).Servise biner binmez uyku moduna geçmeye çalışıyorum.Perdeleri çekiyorum ve tam köşeyi dönerken de güneş gözlüğümü takıyorum.Evet her sabah aynı şeyleri yapıyorum.Tabii etraf karanlık olunca ve beni güneş gözlüğüyle gören diğer servis halkı herhalde "bu karı manyak" diye düşünüyor ki geçerken şöyyle bi bakıyorlar.Ben de her sabah içimden "ne bakıyosun aq'mun" diye söyleniyorum.Olay biraz tuhaf görünse de ben migreni olan bir şahsiyetim ve ani ışık çarpmaları ki bunlar; araba farı,sokak lambası,pavyon ışığı misali dükkan tabelaları gibi... gözüme girince aniden migrenimin tutma olasılığı çok yüksek.İşte bu nedenle gözlük takıyorum.Ayrıca ben gözlüğü her mevsim ve her hava koşulunda takıyorum.Ne var bunda? Bu benim hayatta vazgeçilmezim.Her çantada 2 tane,arabada mutlaka 1 tane yedek sunglasses olayım var benim.Yağmur da yağsa,kar da yağsa,çığ da düşse takarım arkadaş.Tarzım bu.Hatta bazı zamanlarda kafamdakini unutup çantadan yeni bir gözlük çıkarıp takmışlığım bile var.
Neymiş bilip bilmeden yargılamayacaksın kardeşim.Takıyorsak sebebi var.Sabah yine dellendim aklıma bunu yazmak geldi.Hadi bas git şimdi aklımdan...

9 Ara 2011

Meraktan...



Neden Cuma günleri hep yemekhanede döner günüdür?

Ve neden Cuma akşamları eve bir türlü ulaşamayız?

Neden hep kadınların başı,kıçı,orası burası ağrır?

Neden bu yılbaşı millete ne alıcam derdi hep kadınları gerer?

Kılın bir mm çıkınca,tırnağın kırılınca,dip boyan gelince,ojenin ucu çıkınca neden hep daha fazla dikkat çekersin?

Hangi ülkede,hangi season indirimi ne zaman başlar; neden hep bunlara kafa yorarız?

Bi düğüne gidilecekse neden 20 gün önceden ne giysem stresi başlar?

Çok popüler olan şeyler neden aslında fos çıkar?

Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrenmiş?

Ahahahahahah.İyi hafta sonnlarıııııı......

8 Ara 2011

masaj

Dün akşam yıllar sonra masaj yaptırdım.Seneler seneler önce evlere gelip masaj,ağda,manikür,pedikür olaylarımızı halleden bir kızcağız vardı.
E bizimde iş güç hak getire,hababam makara kukara,bakımlı olma,kokoşluktan kırılma günlerimizde çok uğraşırdık bu işlerle.Yani çok uzun zaman olmuş kendimi böyle ödüllendirmeyeli.
Valla biraz canım yandı ama o çekik gözlü miniminnacık kadın şahane masaj yaptı.Gerçi şu an biraz sırtım acıyor "anasını sattımın karısı naaptı kimbilir" diye düşünüyorum ama onu saymıyorum.İlk anlarda acıdan "ulan nereye geldik,paralıcak bu beni" diye düşünmekten konsantre olup kendimi serbest bırakamadım,zaten Seda; "içerde konuşma benim huzurumu bozma" dedi diye çıt çıkaramamaktan bi ayrı gerildim,sonrasında sol tarafımdan Seda'dan gelen çat,çut sesleriyle "anaaaam sıctık bizim burda kemiklerimizi kırıcak bu çekikler" diye daha da bi stres oldum.Ulan dur oramı ellemesin,ay ayaklarıma dokunmasın vs derken masaj bitti.
Mayıştım fakat şööyle bir huzura eremedim yani."Ne sinir,stres yüklü karı" demiştir kesin Bali'li içinden.
Ordan çıkıp bide rahatlama seansına şarap ekledik ama bu bile beni pamuk kıvamına getiremedi.
Üstelik bu sabah kalktım dünkü mıncıklamalardan eser yok (sırtım acıyoooooo aq).Ben zannetmiştim ki bir haftalık yumoş ferahlığı yaşarım.Gerginlik,sinir harbi ele geçirmiş beni arkadaş.Ne Bali'li ne alkol beni rahatlatamıyormuş.Bunu bilir bunu söylerim.
Sevgilerimle....

7 Ara 2011

William Gibson dan hepimize gelsin....

“Before you diagnose yourself with depression or low self esteem, first make sure that you are not, in fact, just surrounding yourself with assholes.

Değişim iyidir

Bazı duygular hiç değişmeyecek sanırsın ya; ne büyük hataymış.
Büyüdükçe daha iyi anlıyorum.
Okuldayken en canciğer arkadaşınla bir gün iki yabancı olacağına hiç inanmaz insan,çok sevdiği parfümünden çok sıkılıp bir gün değiştireceğine,yemeyi çok sevdiği bişeyin bi gün midesini bulandıracağına,asla yapmam dediği birşeyi nasılda mecbur kalıp yaptığına,ölene kadar severim diyipte nasıl da o sevginin eriyip gittiğine...Hiç ihtimal vermediğimiz neler geldi başımıza şu hayatta.Ne büyük konuşmuşuz ya da ne safmışız...Nasıl da kötü birşeydir annenin haklı çıkması.Nasıl bir yenilgidir bu haklılığı görmek.
"Bırak beni kendi hatamı yapayım" dediğimizde onun içinin nasıl acıdığını anlamam benim de anne olmama bağlıymış.Demekki bu böyle bir kısır döngü.Onunda annesi haklıydı,benimde annem ve ben de mi haklı olucam çocuğumun hayattaki hataları karşısında.Ne acı!
Örneğin; uyurken bile elini tutmadan uyumadığın,uyurken izlemeye doyamadığın insanı yanına yaklaştırmak gelmiyorsa içinden bütün suç sende olamaz.Herkes seni suçlamaya başladığında eskiden yapıp artık yapmadığın birşeylerde,tüm bu insanların atladığı çok büyük birşey yok mu sizce?
Bazı şeyleri yıllarca hunharca harcamış,sömürmüş,ezmiş geçmiş;ve nasılsa "o bunu kaldırır" diye düşündüğünde bir anda duvara çarpışın bundandır belki.
O herşeyi kaldıran,sabreden,fedakarlık eden,bekleyen,susan,seven,kendini paralayan insan belki de sonunda kendi değerini anlayıp "hop orda dur"diyebilecek olgunluğa ulaşmıştır.Belki de aptallıklarının farkına varmıştır.Ve sen her kimsen onun hayatında artık öyle kolay at koşturamayacağın için perişansındır.
Ve sen,siz,hepiniz bir insanı üzebilen,kırabilen,hayatını zorlaştıran,onun içine sıkıntı olan sizler bundan sonra kendinize yeni avlar bulmak için defolup gidebilir ya da kuyruğunuzu kıstırıp biraz insan olmaya çalışabilirsiniz.Saygılı,fedakar,sabırlı...Çünkü artık geri sayım başladı...Değişim iyidir,olması gerekir,iyi gelir...

http://www.dailymotion.com/video/x6j20c_baris-manco-donence_music

5 Ara 2011

Kendini bok sanan gereksiz elit kesim

Az önce yemek yerken bi anda aklıma geldi.Ne zamandır bu konuya değinmek istiyordum.
Şimdi ben bazı tip insancıklara uyuz oluyorum söyle ki;

Mesela sürekli kendi hayatı ve çevresinden bahsederken;

"Ay bi doktor arkadaşım var ondan duydum .... yapmıcakmışız."(Yalan;o dr. dıdısının dıdısının bişeysi ve sen her duyduğun insanı arkadaşım gibi tanıtarak bizi mi yiyosun)
"Benim bi psikolog arkadaşım var çocuklara .... davranmamak lazımmış."(Yalan;o psikolog arkadaşın diil kendi psikopat çocuunu götürdüğün pedagog bir önceki uydurma sohbetinde bundan bahsetmişstin ama kafan çalışmadığı için unutup bizi yiyosun)
"My Gym in sahibi benim arkadasım sölim sana indirim yapsın..."(Yalan;Biliyorsun ki ben çocumu ne gymboreeye ne de my gym'e götürmem,atlayıp zıplarken yanında bişiler öğrenebileceği bir yere gönderiyorum bu nedenle için çok rahat atıp tutuyorsun indirim vs diye.)
"Ay bi arkadaşım internet sitesi kurdu Amerikadan şahane şeyler getiriyor.Mutlaka almalısın."(Yalan;oranın sahibi de arkadaşın değil çünkü bana 21 tl kargo geçirdikleri için aradığımda senin adını söyleyince söyle bir kaldı kadın,arkadaşın olsa aa evet falan derdi heralde.)
"Valla şekerim bi rakdaşım var  Demet Sabancı'nın,Carolin Koç'un falan komusu ben de geçen onlardaydım ordan duydum Ivana Sert barışmış kocasıylan..."(Yalan;sans eseri Kemer Country'de oturan bi tanıdığın varsa ne ala,bir pazar brunch'a gidip bahçeden yan villa dedikodularına kulak misafiri olduğun aşıkar.Hergün Carolinlerle berabermiş gibi yiyemezsin bizi.)
"Ay benim bi arkadaşım butik pastane açtı bilmem nerde ben tüm pastaları ondan alıyorum,eve de yolluyor..."(Yalan;orda pastanın dilimi 12.5 tl iken senin gibi bi boktan anlamayan,üstelik çimri, üstelik yalancı bir insanın ordan pasta istemesi imkansız.Hadi bir kere oldu diyelim bunu hayat tarzın gibi yansıtma bunu da yemiyoruz.)
"Valla benim kocam Chivas'ın yanında Bolivar Royal Corona purosu içmeden duramaz,bu nedenle evde hep bulundurum.(Yalan;hayatındaki öküzü tanımasak hadi neyse diycez ve bunu yiyeceğiz.Bilmiyor muyuz evde don paça .... bi viski koysana beaaaa"diye böğürdüğünü.)

Yani daha çok örneğim var ama inan yazarken bile cinlerim tepeme çıkıyor.
Ulan sanki kadın tüm ülkedeki Proflar,avukatlar,iş dünyası,Tüsiad,Müsiad,Osd vs vs ne kadar dernek,ne kadar kalantor varsa,ne kadar üst düzey varsa kanka.Sanırsın her hafta Hello'da resimleri çıkıyor koca kanepede balo kıyafetiyle oturmuş etrafında sülalesiyle.

Böyle varoş,böyle,kafasız,böyle kalitesiz,böyle yüzeysel insanlar malesef hepimizin hayatında var.Ve ben bunları, bu paçozları kalitemle,salon kadınlığımla,cool luğumla döverim arkadaş.
Sen kimsin bana çocuk yetiştirmeyi öğreticek,sen kimsin bana benchmarking yapacaksın,sen kimsin bana sosyetiklikten bahsedeceksin.Sen kimsin biliyor musun ezik,malın tekisin bizim gözümüzde.

Ps:Buradaki örnekler tek bir kişiden alınmış değildir çeşit çeşit  sinirime dokunan insan müsvettelerini harmanladım.Şimdi beni arayıp aa o kim,aaa bu kim falan demeyin.Düşünün bunlardan kaç tane çıkıyor karşımıza günde...


 

Şahane Salaklığım...

Bazen milletin ve okuduklarımın gazına gelip salaklıklar yapıyorum.En son salaklığım "Şahane Hatalar"'ı almak oldu.O kadar çok duydum ki son günlerde evet; ben de merakıma yenildim.
Halihazırda okunmayı bekleyen bir kitabım varken bunuda nasılsa çerez kıvamında okurum diye aldım.Çünkü öyle çerez gibi hani arada okuduğunda başını hatırlayamacağın,hatırlaman da gerekmeyen geyik kitaplardan bu kitap.
Kesin duymuşsunuzdur ama duymayanlar için bir ipucu vereyim.
Kitabı normal bir şekilde okumuyorsunuz.Başlıyorsunuz ve ilk bölümün sonunda size hayatınızda yapmak istediğiniz 2 seçenek sunuyor hagisini seçerseniz sizi yönlendirdiği bölümden okumaya devam ediyorsunuz; okudukça,ilerledikçe sürekli yeni seçimler sunuyor.Hesapta "kaderiniz size bağlı,sen ne seçersen O sun" şeklinde bir olay yani.Tamam fikir bence süper.Zaten buna kandım ve merak ettim; ama kadın, yazar yani; Heather McElhatton olayı sadece Amerikada yaşayan insanlar açısından,onların yaşam tarzı,onların lafları,onları düşünceleri ve sadece filmlerde görülebilecek abuklukta bir kader dizisi şeklinde yazmış.Hiç global değil.Böyle olunca da sen ister istemez okurken bile hangi yolu seçeceğinde bi tereddüt ediyorsun.Çünkü real life bu değil yani.Seçtiğin yolda başına gelenler sadece ama sadece iddia ediyorum ki filmlerde olur.
Mesela ilk bölümde ya üniversite okuyacaktım yada seyahate çıkacatım.Ben tabiki okul düşmanı olarak seyahati seçtim.Ve başıma gelmeyen kalmadı,param bitti bi benzin pompacısıyla yattım ondan para aldım,tesadüf bir Amerikalı Nuri Alço ile karşılaştım az daha porno sektörüne giriyordum ,bir sürü daha abuk şey yaşadım vs vs vs ve sonunda da öldüm yani.Allah rahmet eylesin...
Anlayacağınız daha hayattan,daha normal,insanların başına günlük hayatta gelebilcek noktalar olsa kitap çok vurucu olabilirdi.Çünkü esas fikir çok güzel aslında ama teyzemiz biraz gaz yapmış abartmış olayları.Nasıl bir hayal gücü yada çok fazla Amerikan filmi...
Beğenmedim,aradığımı bulamadım.Sikimdirik kendi "real life" kaderimi yaşamaya karar verdim.Bilginize.İyi haftalar olsun....

2 Ara 2011

Time is running up!!!

Önce büyümeyi bekledim,okula başlamayı.Aman ne hoş muş daha ilk günden okuldan bi cacık olmayacağını ama it gibi mecbur olduğumu anladım.
Ne oldu?Yıkıldım.
Bu mu yani okul denilen olay dedim.Küçüktüm,salaktım ama hayellerim vardı.
Mesela değişmeyen tek hayalim bir gün anne olmaktı.
Sonra biraz daha büyüdüm,ortaokula başladım.Waaauuuv burası bi değişik geldi,daha bi eğlenceli.Öğretmenlerim insan gibiydi;gibi değil de bildiğin insanlar dı.Ayşe Erkin cadısı gibi değildi.Oysa küçüktüm ve salaktım ya öğretmen hep kabus sanırdım.Değilmiş.
Sonra süper arkadaşlarım oldu,aşık falan oldum.Hoş ben ilkokulun ilk günü de aşık olmuştum.Ama bu bile orayı sevmeye yetmedi.Çok güzel günlerim oldu ortaokulda,gerçek potansiyelimi ortaya çıkarabildiğim yerdi orası.
Meğer kafam çok çalışıyormuş ama Ayşe götü yüzünden kendimi tembel ve salak sanıyormuşum.
Akıllı kızmışım vay be herkes takdir ediyor ben hep takdir alıyordum.İngilizce öğrenmek çok hoşuma gitmişti.Deli gibi kendimi geliştirmeye başlamıştım.
Sonra hep çok istediğim hayalim daha gerçek oldu.Evet memelerim büyüdü.Ne çok istedim bunu.Hep böle tahta kurusu kalıcam diye korkardım.Tenis topları koyup babamı akşam öyle karşılardım.Allah yüzüme baktı memeler büyüdü.
Sonra gelsin lise.İşte bu anlatılmaz yaşanır yıllar hayatımın en güzel yıllarıydı.Hala aşıktım,belki hala biraz salak ama muhteşemdi herşey.Sonra mezun olduk salya sümük.Neyse ki hala en az 10 kişi var o yıllardan hayatımda.Üniversiteye hazırlık derdine düştük.Ben yine lisenin gevşekliğiyle eksi tembel ve vurdumduymaz kız oldum ve o yıl başıma gelen ailesel mevzulardan ve hazırlık kursunda yine çok pis aşık olduğumdan ilk sene kazanamadım.
Aslında sosyolojiyi kazandım ve tek amacım buydu ama annemin yanlış tercih doldurtması bana patladı.Çok da umrumda olmadı.Köpek gibi aşıktım çünkü.
Hayat buydu benim için.Oleyyy dedim bir yıl daha aylakça kursa birlikte gidebilecek ve deli gibi aşık kalabilecektim.Çok şahane günlerdi.Anlatmak isterim ama evliyim ayıp olur.
Neyse sonra nooldu kazandım dandik bir yeri.Siktiri boktan bir binada üniversite okudum.Ama orası da ayrı bir güzeldi.Çok kafa,çok şahane arkadaşlıklarım oldu,çok eğlendim,nerdeyse hiç derse girmeden orayı da bitirdim.
Sonra noldu; evleneceğim adamı bulmuşum meğer üniversitede;bunu farkettim.İşe girdim hiç istemeye istemeye.Hiç te kendimi bu hayata adapte edemedim.Ama çalıştım,para kazandım,başarılı oldum ,takdir topladım.Baktım bu beni kesmiyor.Hiç hırsım yok benim.Ama it gibi çalıştım,hala çalışıyorum.
Bu dönemden sonra evlenmek için götümü yırtmaya başladım.Bi buna hırs yaptım demek.Evlendim,şahane bir düğün yaptım.Ömür boyu aşık kalırım sandım.Herkese evlenmek çok güzel dedim.Onları kandırdım,kendimi kandırdım.Değilmiş.Anladım.Yılllaaaar geçti böyle ve ilkokul hayalim gerçekleşti.Anne oldum.Sanırım hayattaki tek gerçeklik buymuş.Anladım.Herşeyden koptum,herkesten koptum.Dünyam şaştı.Mutluyum.
Kendimi hayatta en çok istediğim şeyi yaparken buldum.Annelik.Şimdi de kendi evime taşımak hayalim.Yani sürekli bir talep halindeyim hayattan.He derseniz ki bu da olucak ve nolucak."So what?"duygum eminim yine beni kederlere vuracak.Şu hayattan şunu öğrendim tek amacım bir kız çocuğu sahibi olmak olan 35 yıllık yaşantımda bundan sonra Naz'dan başka hiçbirşey beni kesmeyecek.Yani kim ne yapsa;boş! Bu "so what" modu benim hayat tarzım olmuş.
Boşu boşuna kastırdığım,kafaya taktığım,mutsuz olduğum,içimi sıktığım herşey için kendimden özür diliyorum.Ne kadar zamanım var bilmiyorum.Ve bu şekilde mutsuz olmak,böyle soğuk savaşlar yaşamak,elalemle ve gerizekalılıklarıyla uğraşmak istemiyorum.Bu değil benim dünyam ve böyle birşeyler yaşamak istemiyorum.Bunlarla uğraşacak değilim,ve uğraşmayacağım.Buradan bildiriyorum.İnceldiği yerden kopsun hayat...Time is running up!!!

30 Kas 2011

Yılın en sevdiğim dönemi başladı

Kasım bitince yılın en sevdiğim dönemi başlıyor.Yılbaşı süsleri,çam ağaçları,ışıklar,hediye paketleri,şıkır şıkır sokaklar.Ah bir de yılbaşına yurtdışında girebilseydim.Ama önümüzdeki yıl ölmez sağ kalırsak beni buralarda zor bulursunuz...
İşte size bakarken içimin açıldığı bişiler...Bu hafta süsleme haftası bizim evde...
bayıldım ...
şahane bir pasta
Senelerce böyle yılbaşı sofraları hazırladım.Ama bi günde beni davet eden olmadı.


Nefissss....

Bu sene beyaz süs bulamıyorum malesef nerde görürseniz bi haber verin lütfen...

So nice...

Bunada bayıldımmm.

Şıkır şıkır


Milyonlarca süs var evde ve bu akşam milyonlarca daha almaya gidiyorum...

Bence en güzel ağaçlar çam ağaçlarıdır...



Kol gibi gibi

Geçek gün söylediğim kebap olayına girdik dün akşam.Hasan Kolcuoğlu. Ataşehirde.
İzlenimlerim söyle ki;

bizimki işte böle cücük gibiydi

Kebaptan ziyade kebapçıdaki sıcak lavaş ve tulum beni en çok mutlu eden şeydir.
Neyse gittik önce yer ayırttığım halde bizi sikimdirik bi masaya "eee oturun böleee"şeklinde bir tavırla yerleştirdiler.Sonra bir anda oval tabaklarda meze adı altında bilimum ot,nane,içine hıyar doğranmış kuru cacıkımsı bişi,dünden kalmış olduğu kesin olan közlenmiş patlıcan salatası,sadece domatesle yapılmış gavurdağ(cevizin c si yok içinde)vs vs vs.Böle tabaklar havada uçuştu ve masa bir anda doldu ama benim esas gelme amacım olan tulum peyniri yok.Neyse onuda istedim geldi ve hayatımda böyle iğrenç bir tulum yemedim diyebilirim.Bu arada çok açız çünkü akşam bunlara dalıcaz diye heveslen öğlen çok az yemiştik.
Bu arada mekan hınca hınç masalarda düğün fotoğrafçısı gibi tipler geziyor.Ne salakça ve gereksiz kebapçı orası yani, sürekli alkış falan kopuyo çünkü arkada büyük bir grup var ve sürekli 300 mt lik kebaplar geliyor falan.Bizde bu saçma sapan mezelerin verdiği şişkinlikle kebabımızı biraz geç söyledik.Kebap geldi tabi 3 kişi için anca yarım metre falandı.Ben biraz hüsrana uğradım.Onlarınki daha uzun falan diye kıskançlık yaptım.Kebap ta yani normaldi öle "oof şahaneydi" falan dememi beklemeyin;değildi.Sonrasında da tatlılar geldi ama tatlılar çok güzeldi.Özellikle dondurmalı irmik,kıtır kabak tatlısı şahaneydi kebaptan ziyade tatlı yemenizi tavsiye ederim yani.Bu arada tüm bu saydıklarım alkollu içecekler hariç 45 tl.Eeee bu fiyata da daha ne bekliyordum bilemiyorum.
Ama çok güzel sohbet ettik,dertleştik,çok güldük.18 kişilik Sales teamden kala kala 3 kişi kalmışız,demekki tek gerçek dostlar bunlarmış diye düşündüm.Dandik servis ve düşük kaliteye rağmen muhabbet çok güzeldi.Yani gidin deneyin diyemem...

28 Kas 2011

Deli deli düşünceler,bişiler...

Gazete haberlerinde birinin isminin yanında parantez içinde yaşının yazılması ne salakça bişidir. Ali Bilmemne(22). Bize ne ki! Kime ne?

6 Aylık bi gelin kaynanasını boğmuş.Ellerine sağlık diyesim var kimbilir ne yaptı gelinine.

Dieti bıraktım ve ayıcan olmaya başladım yine.Çok sinirliyim,çok sinirli olduğum içinde sürekli bişi yiyorum.

Tam 2 haftadır haftasonu evden dışarı çıkmadım.Delirmek üzere olabilir miyim?Olabilirim!!!

O ses Türkiyede Ayda'yı eleyen Hülya Avşar'a "tuuuu" diye tüküresim var çok fena.

Ali Taran'dan ve kolpa aşkından çok sıkıldım.Ali Taran'ı kim tanırdı Acun'dan önce sorarım size??Şimdi Acunu dövmeye kalkmış.

İtiraf ediyorum haftasonu çocuğumun düzenini bozuyorum,sonrada şikayet ediyorum.
Anne-çocuk weekend şımarıklığımızdan sonra yine annem iyi toparlıyor valla hafta içi bu kızı.

Neden yurtdışından istediğimiz kozmetik,ilaç ,yiyecek vb leri getirtemiyoruz? Bu nasıl bir düzenleme böyle.Canım deli gibi Cranberry cheese çekiyor yine.

Yani bunca kızılcık yetişen bir ülkede neden bi Allahın kulu cranberry cheese yapamıyor.
Neden???

365 günün en az 35 gününde migren ağrısı çekmekten bıktım artık.

Eski blogumda ne güzel yazılarım vardı bazen onları özlüyorum çok.Sanki burada aynı ritmi yakalayamadım henüz gibi...

Yarın çok feci bi kebap olayına giricez eski dostlarla.Ayrıntıları bekleyin...

Bu Gülse Birsel hesapta bu yıl yeni bir dizi yapacaktı,o da Avrupa Yakası gibi fenomen olacaktı da noldu acaba?Neden kimse adam gibi bizi güldürecek bişiler yapmıyor.

"Bir kadın Bir Erkek" olmasa neye gülüp eğleneceğimi bilemiyorum.Çok sıkıcı oldu tv dünyası.

Çarşamba günü Hiltondaki Noel kermesine çok gitmek istiyorum ama benimle gelecek kimse bulamadım,ve kendim için birşey yaparken işi kırmak acayip vicdan yaptırıyor.Sanırım gidemicem.

Yıllardır kendi evim olunca çerçeveletmek üzere şahane resimler saklamıştım;ve kendi evim olmasına bu kadar yaklaşmışken resimler kayboldu.Pes!!!

Dolap üstüme yıkılıyor ve ben hala giyecek birşey bulamıyorum.Bu ne yaman çelişkidir,bu ne bohem,bu ne dejenerasyon.Ne bu???

Sırada ne çok buluşma bekleyen arkadaşım var ve ben anneme söylemeye tırsıyorum.Hala bu yaşta kadının baskısı üzerimde.

Bu Aytaç tavuk çıkarmış ve helal damgası var üzerinde.Bu nedir arkadaş? Nedir bu.Bunca yıl haram tavukmu yedik.Yazıklar olsun bize...

7 Haziranda Madonna gelicekmiş.Doğru mu bu???

Bu disco ball larda ne böyle?

İşte Öyle.
Herkese iyi haftalar olsun...

25 Kas 2011

...!

Affet bu gece ölmek istedim
Pembe bir mezarlık olmak istedim
Karanlığı elimle bölmek istedim
Seni çok ÖZLEDİM....

iNSAN SEVİNCE HERŞEYE KATLANIYOR MU?

Öncelikle başlamadan belirtmek isterim ki yazacaklarım benle ilgi değil sadece bir gözlemim ve son yıllardaki düşüncemdir.

Sabah facebookta bir arkadaşım"geri sayım başladı..."yazmıştı buradan aklıma geldi.
Çok eski bir arkadaşım hem mahalleden hem okuldan; çok da severim kendisini ama okul bitince çok uzun zaman görüşmedik aralarda sosyal medya haberleşmeleri kırk yılda bir buluşma vs.En son buluştuğumuzda yeni evlenmişti.Evlendiğini zaten facebooktan öğrenmiştik,çok aşık,çok mutlu görünüyordu kocaman gülümsemesi daha da kocamandı,yanağındaki gamzesi daha da belirgin.Ben bazen üzülürdüm gül gibi kız evlenmekte geç kaldı diye ama sonra bu mutluluğunu görünce çok sevinmiştim.
Buluşmamızda biraz anlattı nasıl tanıştığını,aşkını,evliliğini.Pek memnun olmadığı şeyler de vardı eşi yurtdışında çalışıyordu ve ev açamamışlardı(bakınız. ben)ve kayınvalidesinin evinde kalıyordu.Tabii çok uzun sürememişti bu kalışlar,her kayınvalide gibi onda da arızalar çıkmış ve kız annesinin evine taşınmıştı.Kocası geldiğinde gidip kaynanasında kalıyorlardı.Sonra zaman geçti kısa bir zaman ben baktım facebookta soyadı eskiye dönmüş.Hemen anladım ama arayıp üzmek istemedim.Yine buluştuk "ayrıldım aman kurtuldum" dedi.
Düşünüyorum da insan sevince gerçekten herşeye katlanabilir,göğüs gerebilir,savaşabilir gibi geliyor.Sadece O yanında olsun ikisi beraber olsun herşey vız gelir gibi.Ama işin aslı bu değil ya yaşımız büyüdü de anlıyorum bunu ya da devir değişti de ondan.
Sevgi bazen hiçbirşeye yetmiyor.Hayatta o kadar çok katlanamayacağımız şey varken huzursuzluğa,az görüşmeye,gereksiz insanlarla gereksiz mecburiyetlere insan "DUR"diyor.
Bence en iyisini yapıyor.Arkadaşım da en iyisini yaptı ve şimdi yeni biriyle yeniden evleniyor.Onun adına seviniyorum az zararla kurtulduğu için,ümit ediyorum yoğurdu üfleyerek yiyordur diye.Ona mutluluklar diliyorum.Evlenmemiş herkese de akıl fikir diliyorum.Sevgi bir haltı halletmiyor gün geliyor o çok sevdiğin insan yaşadığın mutsuzluk içinde bir böcek gibi görünebilir gözünüze.Yani eskisi gibi aşklar sadece filmlerde kaldı.Yok böyle bir dünya boşa hayal kurmayın...En az iç sıkıntısıyla yaşayabileceğiniz insanı seçin.Olmuyorsa salın gitsin.Hayat çok kısa ve aslında hayat tek kişilik.

24 Kas 2011

Önemli olan iç güzellği...

Twitterda profil resmimi değiştirdim,follower request patlaması oldu anasını satayım.20 lerde seyreden kitlem bir anda 50 lere yükselmeye başladı.Bi de tipleri görüceksiniz.Hepsini ignore ettim tabii.Ne kadar aç köpek varmış arkadaş.Milletin işi gücü yok heralde.Ve bu olay karşısında dünden beri şu şarkı geçiyor içimden;
"buraları yıkılıyo benden yıkılıyo hergün peşime bıyıklı takılıyo."

22 Kas 2011

Sürpriz

Daha sonra detaylı olarak bunca yıl neler yaşadığımı(13 yıl) ve neler hissetiğimi anlatacağım.Ama şimdi kısacık bişi yazmak istedim.
Şoktayım,sanki üstümden tır geçmiş gibiyim,ne düşüneceğimi bilmiyorum,kafam güzel sanki,ama evet "mutluyum",evet rahatladım.Çok şaşkınım,aptalca sırıtıyorum.
Hayatımızda yepyeni bir dönem başlıyor ve ben bu asla çözülmeyecek düğümün çözüldüğüne inanamıyorum.İnsanlar neden AKP li oluyor şimdi kanıtlandı.Ben olmadım ama helal olsun dedim.Bu bile çok büyük birşey değil mi?

21 Kas 2011

Durumum Budur!!

Nötr'üm.Evet son zamanlarda herşeye nötr'üm.
Ne mutluyum,ne mutsuzum,ne eğleniyorum,yada azıcık eğlenince başıma bişi geliyor,sevinemiyorum,ne hissediyosun desen "hissetmiyorum"!
Böle bişi izlerken boş boş bakıyorum,oje sürüp hemen siliyorum,ne giysem beğenmiyorum,bi bakıyosun çok beğeniyorum,biri bişi yapalım diyor; yapıyorum ama öylesine yani aslında orda değilim,yemek yapıyorum hiç sevgi falan katmıyorum,Nazı giydiriyorum ama 5 kez soyup çıkarıyorum tatmin olmuyorum çocuk ta aptal oluyor,kararsızım,migrostan bile bişi alamıyorum 5 gündür sepete bakıp duruyorum,ekliyorum çıkarıyorum,iş desen zaten beni kesmedi,kesmiyor,satmaya alışmış biri sattıktan sonrasından bi bok anlamıyormuş,anlamak da istemiyorum,yine satmak istiyorum,sabahtan akşama yoğun tempomu özlüyorum,suratıma bakınca kendimi tanıyamıyorum,öyle bitkin,öyle solgun,öğle mal gibiyim yani.
Tüm bunlara nötr denmez aslında ama doğru kelimeyi bulamıyorum kendime uygun.
Yani Dilber hala deyimiyle hayat çok "Sası"** bugünlerde.
Allah sağlık versin düzelirim inşallah yakında.



**sası diye böyle tatsız, yavan, camışın önüne koysan yemez şeylere denirmiş.
kaynak belirtmek gerekirse: (bkz:
dilber koçarslanlı)
(ekşi sözlükten alıntıdır)

18 Kas 2011

Friday

Have a nice weekend...

I love you guys!!!

Erkekleri seviyorum;

En iyi kanı onlar alır.Hiç acıtmadan.
En iyi iğneyi onlar yapar hiiç yakmadan.
En iyi acil Dr'u onlardan olur.Kadın kısmı ya panik olur ya da iplemez."Ne işim var lan bayram seyran burda" diye içten içe senden nefret eder.
Devletsel işlerde erkekler daha insan gibi davranır,ne istediğini net söyler.
En iyi jinekologlar hep erkektir.
Kuaför dediğin erkek olur,kadın kuaförden bi cacık olmaz.
En iyi kanka onlardan olur.Seni kıskanmaz,kendini kasmassın onun yanında,çok eğlenirsin,rahatça küfredersin,herşeyini anlatırsın ama bilirsin ki gidip başkasına anlatmaz.Karı gibi sitem etmez,dırdır yapmaz,ukala olmaz.
En iyi erkek kankalarla plan program yapılır.Son dakkikada seni satmaz,sen kız olduğun için hep bi el üstündesindir,herkes seni korur,kollar.Prenses zannedersin kendini.
Erkeklerle alışveriş daha keyiflidir,giyer,beğenir alır.On altı saat kabin önünde bekletmez.Kararsızlıktan bütün gününü yemez.
Yanında bi erkek oldumu heryerde rahat edersin.Rahatça içersin,yamulsanda seni bir şekilde eve sağsalim teslim eder.
Erkek yönetici iyidir,ne istediği bellidir.Düz mantık yaratıklar oldukları için alengiri falan yoktur.
Erkek dedikodu yapmaz,yapsa da zararsızdır.Senle sidik yarıştırmaz.(Çünkü o yarışı hep onların kazanacağı bellidir ahaha.)

Yıllarca hep erkek kankalarım oldu ne zaman ki evlenme boyutuna yaklaştım-yaklaştılar,
kankalıklarımız sekteye uğradı.Ama hala anılarımız bile bizi mutlu etmeye yeter.

17 Kas 2011

Bir gezdin bin anlattın diceksiniz...

Şimdi son 2 yıldır kendini bebeğine adamış ve hayattan kopmuş bir kişi olarak her gittiğim yer benim için bi şahane.Nereye gitsem bi mutluyum,bi eğleniyorum,bi desarj durumları.Dün akşam da uzun zamandır planladığımız çılgın kuzenler dörtlüsü olarak Bostancı Çınaraltı Mangalbaşına gittik.Ben çok et sevmem yani öyle bonfileye ,T-bone a falan dalamam kolay kolay.Genelde tavukçuyumdur.Ama mangal olayını çok severim.O bibercikler,domatescikler ve sucukcukları mangalda pişirmeye ve yemeye bayılırım.
Tabii gönül isterki mangal olayı açık havada,ve hava açıkken olsun ama koca yaz geçti bir türlü mangal olayına giremedik.
Neyse çareyi buraya gitmekte bulduk.Çook yıllar önce Kanlıcada vardı böle bir yer kendin pişirci ama orası buranın yanında çok tırt kalırmış.Belki bileniniz vardır ama biraz anlatıcam;
en azından 30 tane mangal var ,ve masalar da epep büyük,gidiyorsun etini seçiyorsun,getiriyorlar kafana göre pişirip yiyorsun.Mezeler falan da var ama onlar biraz tırttı.Ama ortam şahane,rakı,şalgam,manyak kuzenler,bol kahkaha,ve patlayana kadar yemek bana çok iyi geldi.Hesap ta o kadar ete rağmen anormal değildi bana göre adam başı 70 gibi gibi.Bir tek kötü tarafı var hayvan gibi et ve mangal kokusu siniyor üzerine.Yani sanki kendi tenine bile bi ocakbaşı parfümü sıkmışsın gibi oluyor.Arada tavanı açıp buz gibi havayla ortamı havalandırıyorlar ama olmuyor tabii.30 tane mangaldan 300 kg et kokusu yinede içine işliyor.Bence dükkanın dışına bir vestiyer yapsalar fena olmaz en azından montlara sinmez koku.
Tabi ben bu gecenin keyfiyle oradan çıkıp taksiye bindiğimizde taksi söförünün apaçi olması karşısında ve kafanında güzelliğiyle yol boyunca gülme krizine girdim.Bütüün sinir stress boşaldı bir ferahladım ve et kokularımla kızıma koştum.Tavsiye ederim kışın yapılacak değişik bir aktivite bence.

Çok kötüyüm hala...

Dün gece E5 ten eve dönerken bir sürü polis ve polis arabası gördüm.Kesin bi olay var dedim.Kazamı falan derken yerde birini gördüm üzeri naylonla örtülü ve bir polisin elinde fenerle yerlerdeki parçaları incelediğini gördüm.Tam o anda polisin biri örtüyü kaldırdı ve hala gözümün önünden gitmeyen o görüntü beni mahvetti.Yerde yatanın kafası parçalanmıştı.Büyük ihtimalle erkekti ve gecenin köründe E5 ten karşıdan karşıya geçiyordu sanırım.Biraz ileride beyaz bir araba duruyordu ve o zavallı oracıkta o beyaz arabanın altında kalmıştı.Kim bilir kaç metre havaya uçmuştu ve yere çakılmıştı.O kadar kötüyüm ki hala gözümden gitmiyor o görüntü.Keşke bakmasaydım keşke keşke keşke diye beynimi yedim durdum.Kim bilir kim di? Normal normal yaşarken evine dönemedi.Hep bunları düşündüm.Ne cahillik diye düşündüm,neden attın kendini E5 in ortasına onca hızla gelen arabanın önüne.Ve o zavallıya çarpanı düşündüm.O daha da zavallı şimdi nasıl bir şok yaşamıştır.Evine giderken birini öldürdü.Hayatı değişti.Asla unutmayacağı o görüntüyü nasıl silecek beyninden diye düşündüm.Yoruldum.Çok üzüldüm.Allah kimsenin başına vermesin.Nolur daha insan gibi araba kullanıp,insan gibi kurallara uyarak yaşayalım.Çok saçma çünkü bir an varsın bir an yoksun.Bu kadar kolay olmamalı.Bu kadar ucuz ve basit olmamalı hayat.

16 Kas 2011

Son günlerde

Son günlerde delice;

Paris'e gitmek istiyorum.
Eiffele tırmanmak,La fayetten şapka almak,Leon da midyeye dalmak,Saint Germen de kendimi parisienne hissetmek istiyorum.
Kate Middleton kadar zarif olmak ve aldığım şapkayı yan takmak istiyorum.
Leopar topuklu şahane ayakkabılarımı,Sedayla aldığım manyak topuklu botlarımı giyebilmek istiyorum.
Saatlerce hesap vermeden kimseye gezip tozmak istiyorum.
Yılbaşında yurtdışında olmak istiyorum.
Bu sene sadece beyaz süsler alıp ağacımı nazoyla süslemek istiyorum.
Bu akşam mangala gitmek istiyorum.
Deli gibi sarhoş olmak istiyorum.(bu akşam değil)
Gözüme kalıcı makyaj yaptırmak istiyorum.
Saçıma kaynaklarımı yine taktırmak istiyorum.
Bi 10 kg daha vermek istiyorum.
Bu sene çoooooook ama çoooook kar yağsın istiyorum.
Haftaya annemin dırdırı olmadan banu ve pınarla buluşabilmek istiyorum.
Tiyatroya,konsere gitmek istiyorum.
Böyle şahane bir masaj istiyorum.
Alışverişin dibine vurmak istiyorum.
Manyak manyak rengarenk ve desende ojeler sürmek istiyorum.
Bir yerde kafam güzelken sahneye fırlayıp şarkı söylemek istiyorum.
Sürekli kafam güzel olsun istiyorum.

Anlıyacağınız 15 sene önceye dönüp biraz kudurmak istiyorum...Çok şey mi istiyorum??

Zavallı Ipadim

Üzerinize afiyet biraz dır dır sonucu kocama Ipad aldırdım.Yani dokunmatik olayına çok karşı olmama rağmen bu aletin ayfondan biraz daha büyük olmasına güvenip aldırdım.Nazik parmaklarım kısa sürede alıştı kendisine.Bunu aldırmam tamamen bir şımarıklık unsuru aslında.Ve esas gizli amacım Sims 3 oynamaktı.Sandım ki Nazo oyalanırken ya da uyurken ben de kendi başıma oyunlarımla haşır neşir olurum.Eskiden evli ve çocuklu değilken sabaha kadar pc başında oyun oynardım.Ama kaç sene geçti bu çok sevdiğim aktivitemi icra edemiyorum.
Neyse;Şimdi Ipadimi aldım,hemencecik oyunlarımı yükledim,E-booklarımı indirdim bilimum bişiler keşfettim kendimce;ama gel gelelim bizim hatun cüce bana elletmiyor aleti.
"Hadi anne Ipad oynayalım,hadi şirinler oynayalım,hadi topçuklar oynayalım" diye benim elimi sürdürtmüyor.
Ulan ben daha elimi sürmeye korkuyorum, böyle nazik nazik tutuyorum,kadın almış yok yana kaydır,aaa sıkıldım bunu kapatim diyip kapatmalar,dur bak ben sana öğreticem elleme sen diye beni azarlamalar,bak köpekli bişi var onu indir falan demeler.O indirilirken beklemeyelim kediyle konuşlalım falan...
Böyle bir manyak çocuk.Daha 2 buçuk olmadan kadının elinde benim oyuncağım ben böyle mal gibi bakıp duruyorum.Yani anlıyacağınız küçük hanim uyusun da bende iki oyun attıriim diyorum ama nafile.Daha şöyle doyamadım Ipadime.

15 Kas 2011

Gerizekalı halkımız

Gazetelerden devam edelim bugün.

Az önce bir haber okudum; Denizlide bir kayınpeder beraber yaşadığı oğlu ve gelininin evine işten erken döndüğünde evde gelini ve bir aile dostları olan adamı öpüşürken yakalamış.Hal böyle olunca da av tüfeğiylen ikisini de gebertmiş.Şimdi ölen mi suçlu,öldüren mi?
A benim memleketimin orospu evli  ve çocuklu kadınları,a benim memleketimin bi tarafına sahip çıkamayan bıyıklı ayıları.Noldu şimdi geberdiniz gittiniz.Madem içinde kaşarlık patlaması var ne bokuma 3 çocuk doğurdun,hadi bunu yaptın madem kaşınıyorsun bari yakalanma.Yazık diilmi o 3 tane çocuğa.Müge Anlı ya para kazandırısınız işte anca.

Gelelim Van'a;hergün içimiz kıyıla kıyıla izliyoruz haberleri.
Dün valla şirkette "üşüdüm" demeye utandım ben onların halini gördükçe.
Ama bir yandan da bakıyorum yememiş içmemiş yataktan çıkmamışlar arkadaş.Herbirinde minimum 3 çocuk.Bi bakıyorsun biri ağlıyor" 6 çocuum var donuyoruz,çadır yok" bilmemne.
E benim gerizekalı memleketimin insanı ne bokuma yaptın bu kadar çocuğu.Marifet mi sandın her gece düdüklemeyi.Erkek mi oldun peş peşe kadının karnını şişirince.Noldu işte sersefil oldun.Deprem olmasaydı da ne fark edecekti.O kadar çocuğa bakamıyosunuz sonra da o çocuklar dağa çıkıyor işte.
Vaadlere kanıyorlar,cahiller okuyamıyorlar,beyinleri yıkanıyor,tüm memleketin başına bela oluyorlar.Bir de göç başlamış.Hurraaa İstanbul'a.Buraya gelip ser sefil olup,hırsız olup,işsiz kalıp,bir oda evde 25 akraba yaşayıp ne yapacaksınız.Türkiye de başka şehir mi yok ben diyim 81 sen de 83 artık kaç il varsa.Gidin başka bir yere,daha normal paralarla yaşayın,yaşayabilin,daha sağlıklı,daha rahat bir hayatınız olsun .Ama yoook kafa çalışmıyor illa İstanbul.
Sonra da her haber izlediğimizde içimiz acıyor.Ama aslında bu cahillik,bu aptallıklar beni çıldırtıyor. Mecburi eğitim 128 yıla da çıksa bazı şeyler asla değişmiyor bu memlekette.Bunu bilir bunu söylerim.
Sürekli kanser haberleri alınca çok sinirim bozuluyor.Hergün gazetede bir haber,bi tanıdıktan bi haber.Allah hepimizi korusun!Kimseye bişi olmasın lütfen artık.

Bence;"Hepimiz ölüceğimizi biliyoruz;ama kanser olmak nasıl öleceğimizi bilmek gibi.Sanki o filmi montajdayken görmek,ve bitişi beklemek gibi."

14 Kas 2011

Böyle şeyler

Fönlü uçuşan şampuan kokan saçları
French manikürlü elleri
Leopar desenli olan herşeyi
Nutellayı
Lahmacunu
Buz gibi kırmızı şarabı,son günlerde de Blush'ı
Yumuşatıcı kokan kıyafetleri
Hava buz bile olsa parlayan güneşi
Beni mutlu eden ,konuşmaya can attığım insanları
Kek pişirmeyi,pasta yapmayı
Kılsız tüysüz kaşsız bıyıksız fuller full ü bakımlı olduğum günlerde kendimi
Her dolabı açtığımda incecik yaprak sarma bulmayı,soğuk soğuk yemeği
Ipad'imi
Blackberry'mi
Başladığım kitabı bitirebilmeyi
Naz kokusuyla uyumayı
Light blue mu
Ama arada da Daisy yi
Lipsyl dudak nemlendiricimi
Aynanın önünde kule şeklinde dizilmiş clinique kremlerimi
Uzun zamandır hiç yapamasamda kopkoyu makyajlı gözleri
Siyah file çorabı
Fermuarı kapanan çizmeyi
Kocaman kocaman renk renk çantaları
Sucunun yeni getirdiği sokak soğukluğunda suyu içmeyi
Her pazartesi birikmiş bi dolu blog postu okumayı
Yerlere dökülen renk renk sonbahar yapraklarını
D&R da saatlerce yeni kitaplar keşfetmeyi
Gazeteyi ilk okumayı
Benzin kokusunu
Taza Lavantayı
Acun programlarını
Grey's Anatomy'yi
Pinterest te takılmayı
Havaalanlarını

Severim...!

Nokta atışlı Hayat no:1

Çocuklu kadın olmak zormuş.Hele kendi çocuğuna bakamayan kadın olmak daha da zor.Şu hayattaki en büyük lüks insanın kendi bebeğini kendi büyütebilmesiymiş.İt gibi çalışmak zorunda olduğumuz ve zengin koca hayallerimizin çoktan yıkıldığı aşikar.
Hal böyle olunca hayatı hep nokta atışlarıyla yaşamak şart oluyor.
Yani şöyle anlatayım eğer bir çocuğun olduysa ve biraz da benim gibi çocuğa tapık bir manyak anne olduysan işin zor arkadaş!

Tüm zamanın; hayatını yani gününün işyeri dışındaki bölümünü ve hafta sonunu saat saat planlamakla geçiyor.
Mesela; herşey kısa sürede ve net bir biçimde yapılmalı.Hafta içi hemen eve koşulmalı.Ya da uyku saati kaçmamalı,yemek saati geçmemeli,e hava almadan olmaz park atlanmamalı.
Ben de kısaca ve az kelimeyle  olayı şöyle anlatsam elbet beni bi anlayan çıkar diye düşünüyorum.

Hafta içi;

servise koş
kuaförde in
şaçını boyat
migrosa koş
bişiler al
öde
eve koş.

Veya hafta içi kırk yılda bir bi akşam;
sevise koş
caddede in
iki arkadaşla buluş
ne yediğini anlamadan iki lokma ye
ne konuştuğunu bile hatırlama
sürekli saate bak
maksimum 2 saatin var onda da fırça yeme ihtimalin var
herkesten özür dile
eve koş.

Veya hafta sonu;

sabahın 6:30 un da kalk
kahvaltı yaptır
bin tane şaklabanlıkla alt değiştirmeye ikna et
pijamayı çıkar kıyafeti giydir
fönlüysen ne saç ne baş kalsın,ter içinde kendin de giyin
topuklu mu dedi biri;yada makyaj mı? hadi ordan...
biberon al,büyümix al,ıslak mendil al,yedek bez al ,yedek kıyafet al,bin türlü oyuncak al.
ayakkabı ve mont giydirmeye çalış
sonunda kendini sokağa at
araba koltuğuna çocuu sığdır
gazla
park et
puseti çıkar
çocuu yerleştir
bu arada 153489 tane neden,niye,kim dedi,ne dedi, o ne ile başlayan soruya cevap ver.
yürümeye başla
tıkır tıkır işlerini hallet
iki bişi gör,alama " amman siktir et nasıl bakıcam bunla de"
unutma vaktin az
yemek saati
uyku saati
altına sıçma saati
"pusette oturmam yürücem ben ablayım" kavgaları
derken açlıktan öl
cafelerde keyifle bişiler yiyip içenlere "allah belanızı versin bakışı" at
duaya başla "allahım tez zamanda uyusun da benimde götüm bi yer görsün" diye
bi yarım saat anca otur
çocuk rahat uyuyamasın ve hemen uyansın
kalk
haldır haldır yürü
arabaya bin
çocuuğu koy
puseti koy
yola çık
eve gel
park et
çocuğu ve bilimum alet edevatı yukarı çıkar
oyun oyna
yemek yedir
altını temizle
banyo yaptır
çocuu yatırmaya çalış
ve pert bir şekilde uyuyakal.

Devamı gelecek...

11 Kas 2011

Bir Cuma Yazısı-Sevdiğim Japon Yemekleri

Sevgili okuyucu,bu postta sizlere sevdiğim Japon yemeklerinden bir kuple sunacağım.
Hemde resimli olarak.

1.Katsudon:Japon pilavı üzerine dana sinitzelin parçalanmış halini serpiştirilerek,üzerine yumurta kırılarak ve taze soğan dilimcikleriyle süslenerek yapılan bir şahane yemek.Tonkatsu sosu da dökünce Allaaah diye bağırarak yediğim bir yemek kendisi.



2.Kushikatsu:Tahta çubuklara geçirilmiş dışı süper bi karışımla kaplanıp kızartılmış erçikler.Çubukların arasında da aynı karışımla kaplı kızarmış soğancıklar var.Yanında da ince kıyılmış lahana salşatası ve üzerine limon sıkılarak yenir.




3.Yaki soba:Böyle ip ince koyu gri renkli bir spagettileri var bu vatandaşların.Bunları isterseniz Macro da bulabilirsiniz.Bu makarnalar miso çorbası gibi bi sosu vardır ve üzerinde lahana ve kıyma olur.Yanında wasabiyle şahane olur.



4.Tendon:Kocaman jumbo karideslerin kızartılmasıyla yapılır.Yanında kabak,patlıcan,havuç da olur bazen aynı sosla kızartılmış.Tonkatsuyla şahane olur.





5.Yaki Tori:Bu bizim Özbikle favori yemeğimizdir.Tavuk filetolarının teriyaki sos ile pişirilmesiyle yapılır.Yok böyle bir tavuk.






6.Omurais:Omletin içine bezelyeli,ketçaplı,tavuklu japon pilavı sarılarak yapılır.Böyle yazınca iğrenç gibi gelebilir.Ama Aslında çok güzeldir.






7.Chirashi zushi:Çakma suşi de denilebilir.Sushi malzelemelerinin açık olarak servis edildiği bol malzemos bir deniz mahsullü pilavdır.




Gelin bi öğlen yemeğe  beklerim....